ZİYA GÖKALP’IN “İSLAMİYET ve ASRÎ MEDENİYET I-II” ADLI MAKALESİ ÜZERİNDE BİR İNCELEME ve METİN

BİBLİYOGRAFYA VE ATIFLAR DÜNYASINDA “İSLAMİYET VE ASRÎ MEDENİYET” MAKALESİ

«
image

YAZAN : Prof. Dr. Nurettin ÖZTÜRK

ÖZ: Bir düşünür olarak Ziya Gökalp’ın en önemli sorunsalı, çağdaş uygarlık ile İslam arasındaki ilişkidir. Gökalp’ın bu konudaki görüşleri Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak ve Türkçülüğün Esasları adlı eserleri ile makalelerinde bulunur. İslam’ın modernizm ile ilişkileri Halim Sabit Şibay’ın çıkardığı İslam Mecmuasının da ana teması olmuştur. Bu dergide Gökalp’ın da yazıları çıkmıştır. Bunlardan ikisi, imzasız yayımlandıkları için Gökalp bibliyografyalarında ve düşünürün toplu eserleri arasında yer almaz. Bu çalışmada anılan makaleler hem filolojik hem de tematik açıdan incelendi. Çıkan sonuç şudur: İslamiyet ve Asrî Medeniyet makaleleri dikkate alınmadan Gökalp’ın İslam’a ve çağdaş uygarlığa ilişkin görüşleri tam olarak anlaşılamaz. Çalışmanın sonunda, alan yazınında ilk kez olarak makalelerin yeni harflerle çevirisi ve makalelerin özgün baskısının tıpkıbasımı verilmiştir.

Türk düşünce tarihinin kuşkusuz en önemli ismi Ziya Gökalp’tır. Görüşleri derleme, yüzeysel, dağınık diye eleştirilse bile bugüne değin Türk akademik hayatında da serbest düşünce ortamlarında da onun kadar kapsamlı, derinlikli, sistematik ve etkili bir Türk düşünürü yetişmemiştir. Eğer etkisine bakılacak olursa, anılan eleştirilerin bir bakıma yersiz olduğu da söylenebilir. Bir imparatorluk tarih sahnesinden çekilip ulus-devlet kurulurken çeşitli düşünce akımlarının, beklentilerin ve uğraşların sınır boylarında yetişen Gökalp, Türklerin son yüz elli yılında en önemli tartışma alanlarına yüreklice girmiş, çeşitli kuramlar ortaya atmış, tartışmış, akım yaratmış bir Türk düşünürüdür.

Ziya Gökalp’ın uğraştığı ana düşünme alanlarını yine kendi yazdığı ve Türk Yurdu dergisinde sekiz bölüm olarak yayınladığı bir makalenin başlığı (Gökalp 1329) çok açık biçimde sergilemektedir:

TÜRKLEŞMEK, İSLAMLAŞMAK, MUASIRLAŞMAK

Bu yapıtı geliştirerek Türkçülüğün Esasları’nı yazan Gökalp’ın üzerinde en çok kafa yorduğu konunun ulusal kimlik sorunu olduğu sanılır. Elbette saltanat uyrukluğundan çıkarken çeşitli etnik kimliklerden ortak ve çağdaş ulusal kimliğe evrilme onun çok önem verdiği bir sorundur. Bununla birlikte bütün pozitivistler gibi bir kültürel ve toplumsal kurum olarak gördüğü din, Gökalp’ın çok daha fazla önem verdiği bir düşünme alanıdır. Günümüzde Türkçülük tartışmalarının canlı biçimde sürmesi ve din alanındaki güncel siyasal olayların yeni dinsel önderleri öne çıkarması gibi gelişmeler, Gökalp’ın bir Türk Weber’i olarak tanınıp işlenmesini geciktirmiştir. Oysa İslam dini üzerine yazıları ve girişimleri Gökalp’ı din alanında güncel bir müfessir, fakih, ulema saymaya yetip de artacak yoğunluktadır. İslam Mecmuası’nda yayımladığı “İçtimaı Usul-i Fıkıh Meselesi’ne ilişkin makaleleri ve bu konu üzerinde başlayan geniş tartışmalar bunun kanıtlarıdır (Bakırcı 2004: 179-181).

İSLAM VE BATI İLİŞKİLERİ KONUSUNDA BİR İLGİNİN TARİHÇESİ VE KRİTİĞİ

Bundan yirmi beş yıl kadar önce yayınlanan bir makalede “Müslümanlığın batı uygarlığıyla uzlaştırılması” bağlamında pozitivist bir bakışla üretilen

1. Mistik ve metafizik bir dünya görüşü ile realist bir dünya görüşü nasıl uzlaşır?
2. Doğu-batı uzlaşmasıyla ortaya çıkacak yapı gecekondu mu olur saray mı?
3. Aralarında sömürgeci-sömürge çelişkisi olan iki dünyanın düşünce yapısının uzlaştırılması sömürgecinin eline güçlü bir silah vermek olmaz mı?

biçimindeki sorular üzerinden Gökalp’ın İslam ile çağdaş uygarlık veya onu temsil eden Batı arasında bir bireşim gerçekleştirildiğinde ne diyeceği tartışılmış ve bu soruların bilgi sosyolojisi açısından Gökalp için erken ve yabancı sorular olduğu yargısına ulaşılmıştı (Öztürk 1984).

Çeyrek yüzyıl geçtikten sonra geriye bakıldığında bu yargının pek de yerinde olmadığı, yargı sahibinin Gökalp’a haksızlık ettiği, kaynakları yeterince araştırıp görerek değerlendirmediği belirtilmelidir. Eğer yargı sahibi, İslam Mecmuası’nı o gün için tarasa ve değerlendirse, o soruların Gökalp’a yabancı ve erken sorular olduğu saptamasının aynı zamanda kendisi için de yabancı ve erken olduğunu görebilirdi. Aradan geçen süre ve bu süre içinde yaşanan arayış süreci, Gökalp’ın iki bölüm olarak yayımlanan bir makalesine rastlanması üzerine, belirli bir yanıta ulaşılabileceği umudunu doğurmuştur.

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *